Türkiye Cumhuriyeti

Bern Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

T. C. Bern Büyükelçisi Sayın Mehmet T. Gücük'ün Sosyal Demokrat Parti'nin 10 Eylül 2015 Tarihli Açıklamasına Cevaben Genel Başkan Christian Levrat Ve Cenevre Milletvekili Carlo Sommaruga'ya Muhatap Mektubunun Örneği Ve Türkçe Tercümesi , 11.09.2015

Sayın Christian Levrat 

          
Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı

 

CC: Sayın Carlo Sommaruga

Ulusal Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı

Sosyal Demokrat Parti Cenevre Milletvekili

 

 Türkiye -İsviçre ilişkileri konusunda SP tarafından yapılan 10 Eylül tarihli parti açıklamasında yer alan hususlar hakkındaki görüşlerimizi iletmek ve bazı noktalara açıklık getirmek amacıyla yazıyorum.

 

Türkiye, amacı ve başvurulan yöntem ne olursa olsun, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın ve nereden gelirse gelsin, terörün her türüne şiddetle karşıdır ve ayırım gözetmeksizin masum insanların katledilmesini hedefleyen terör eylemlerini bir insanlık suçu olarak görmektedir.



 

Avrupa Birliği ve ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK, benzer şekilde ulusal düzeyde terörist listesi bulunan birçok ülkede terörist örgüt olarak tanımlanarak listelenmiştir. 

 

İsviçre Federal Savunma, Sivil Savunma ve Spor Bakanlığı tarafından yayınlanan "Switzerland's Security 2015" başlıklı yıllık güvenlik raporunda da PKK "şiddet potansiyeli azalmayan ve şiddete başvurabilen aşırılıkçı terörist grup” olarak nitelendirilmiştir.


 

PKK terör örgütü, 20 Temmuz – 8 Eylül 2015 tarihleri arasında 111 güvenlik görevlisini şehit etmiş, biri çocuk olmak üzere 50 sivil Türk vatandaşını katletmiş, 392 güvenlik görevlisi ve 207 sivil olmak üzere toplam 599 kişiyi yaralamış, 33 kişiyi kaçırmış, demiryolları ve barajlara sabotaj yapmış, ulaşım altyapılarına ve yüzlerce sivil araca saldırmıştır.



 

Türk Hükümeti tarafından PKK terör örgütünün silahlı eylem ve saldırılarına son verilmesi amacıyla yaklaşık iki yıldır yürütülen sürece rağmen, Ocak 2015 tarihinden bu yana PKK terör örgütü tarafından 2.000’i aşkın şiddet eylemi gerçekleştirilmiştir.


 

PKK terör örgütü yöneticilerince 11 Temmuz 2015 tarihinde silahlanma ve savaş çağrılarında bulunulan açıklamalar yapılmış, terör eylemlerinin ve saldırıların giderek tırmanması üzerine güvenlik güçleri 25 Temmuz’dan itibaren operasyonlara başlamışlardır.


 

Hal böyleyken, Türkiye’de terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen operasyonların uluslararası toplumda farklı şekilde yansıtılarak yorumlanması, PKK’nın yanısıra,DEAŞ’a karşı da uluslararası koalisyonun kilit bir aktörü olarak mücadele yürüten ve bunu yaparken bir yandan da 2 milyonu aşkın Suriye ve Iraklıya geçici barınma sağlayan Türkiye’ye büyük haksızlıktır.



 

Ülke içerisinde kamu düzeni, komşu ülke kaynaklı sızmalarda ise meşru müdafaa hakkı çerçevesinde, PKK’nın terörist eylemleri sürdüğü müddetçe Türk güvenlik makamlarınca da ülke içi ve sınır ötesi operasyonların sürdürülmesi bir ulusal güvenlik zorunluluğudur.


 

BM, AB, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, AGİT ve NATO başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar ile ABD, Almanya, İngiltere, Fransa dahil pek çok ülke Türkiye’nin maruz kaldığı son terör olaylarını kınamışlardır.


 

İsviçre dahil diğer tüm ülkelere de çağrımız uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda terörü çekincesiz kınamalarıdır. Hiçbir amaç ve gerekçe terörü mazur gösteremez. Terörde tarafsız kalınamaz.

 

Öte yandan, Türkiye’nin  terör örgütleriyle sürdürdüğü mücadelesinin Türk Hükümeti tarafından iç siyaset hedefleri doğrultusunda bir araç olarak kullanıldığı yönündeki iddialar, yalnızca bir belirsizlik ve kaos ortamı yaratmayı amaçlamakta ve terör eylemlerini  meşrulaştırma çabalarını yansıtmaktadır. Burada esas sorgulanması gereken, terör örgütünün terör eylemlerini yeniden başlatmakla neyi amaçladığı olmalıdır.  





 

Siyasi parti bürolarının ve medya kuruluşlarının saldırıların hedefi olmasını ise aynı derecede kabul edilemez buluyoruz. Sözkonusu saldırılar Hükümetimizce şiddetle kınanmakta ve hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde faillerinin adalet önüne çıkarılması için de yasal işlemler yürütülmektedir.



 

Seçimlere gelindiğinde, Türkiye’nin demokratik geleneğindeki belki de en etkileyici ögeyi şeffaf, adil ve üst düzey katılımla hür seçimler teşkil etmektedir. Bu konuda Türkiye’nin kapılarının her seçimde ardına kadar açık olduğunu anlamak için uluslararası kuruluşların gözlemci raporlarına bakmak yeterlidir. 1 Kasım seçimleri de hiç şüphesiz bir istisna teşkil etmeyecektir.




 

İsviçre ile 2013 yılı Ekim ayında üzerinde çalışılması kararlaştırılan Stratejik Ortaklığın, son 1,5 yıldır ikili ilişkiler gündeminin aktif bir konusu olmadığını ve bunun da esasen Türkiye’nin  politika tercih ve değerlendirmeleriyle bağlantılı bir husus olduğunu bu vesileyle bilginize getirmek isterim.



 

“İsviçre ve Türkiye’yi birbirine bağlayan serbest ticaret ve yatırım anlaşmalarının askıya alınması ve insan haklarına saygı hükümlerini de içerecek şekilde yeniden müzakere edilmesi” çağrısı ise ancak bu anlaşmaların amacına,niteliğine, içeriğine ve hizmet ettiği çıkarlara tam olarak vakıf olmamakla izah edilebilir.



 

          Türkiye ile İsviçre arasında karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar temelinde diyalog ve işbirliğini esas alan köklü ilişkilerin daha da ileriye taşınmasının ortak temennimiz olduğuna dair inancımı teyidle, bilvesile selam ve saygılarımı sunarım.

 

                                                                                              Mehmet T. GÜCÜK

                                                                                              Büyükelçi





İlgili Dosyalar :

- SP MEKTUP.pdf