Türkiye Cumhuriyeti

Bern Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Avrasya İncelemeleri Merkezi (avim) Uzmanı, Fransız Tarihçi Maxime Gauin’in, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (aihm) Önündeki Doğu Perinçek-isviçre Davasına Ilişkin 22 Kasım 2014 Tarihli Makalesinin Gayrı Resmi Türkçe Tercümesi , 05.12.2014

“Perinçek-İsviçre Davasının Anlamı 

Perinçek-İsviçre Davasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire önündeki duruşması 2015 Ocak ayında görülecek ve bu da 1915 olaylarının yüzüncü yılıyla çakışacak. Fransa Anayasa Mahkemesi’nin Boyer Kanun tasarısını 1789 Avrupa İnsan Hakları Beyannamesi’ne aykırı bulmasının ardından, 2013 Aralık ayındaki AİHM kararı Ermeni milliyetçiliğine ağır bir darbe oldu. Mahkeme Doğu Perinçek’in ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine kanaat getirdi. Mahkeme, Perinçek aleyhinde yapılan “ırkçılık” suçlamasını da reddetti. AİHM, “Holokostun inkârının bugün antisemitizmin temel saiki olduğuna dair Türk Hükümetinin görüşünü paylaşmaktadır. Mahkeme hâlihazırda bunun güncelliğini koruyan bir olgu olduğuna ve uluslararası toplumun buna karşı sağlam durması ve dikkatli olması gerektiğine kanaat getirmektedir. 1915 ve daha sonraki yıllarda meydana gelen trajik olayları hukuki olarak “soykırım” şeklinde nitelendirmeyi reddetmenin aynı sonuçları doğuracağı söylenemez.” Daha da dikkat çeken şey, AİHM, “işbu davanın “Holokost” suçlarının inkarına ilişkin davalardan açık bir şekilde ayrıldığını eklemiştir (Bkz. Örneğin, 8 Kasım 1996 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından görülmüş olan

Robert Faurisson-Fransa Davası, İlan no: 550/1993, belge CCPR/C/58/D550/1993 (1996)). Zira Yahudi soykırımı inkârcıları, bir suçun salt hukuki nitelendirmesine değil, örneğin gaz odaları gibi bazı somut olan tarihi olaylara da itiraz etmişlerdir. Zaten “uluslararası bir mahkeme, 8 Ağustos 1945 tarihli Londra Sözleşmesine ek  Uluslararası Askeri Mahkeme (Nuremberg) Tüzüğünün 6. maddesinin c bendine dayanarak, ilgili kişilerin sorguladığı bu tarihi olayların açıkça kanıtlandığına kanaat getirmiştir”. 



 

Ayrım hayati önemde ve esasen kanıtlanmıştır. Ermeni konusunda, uluslararası mahkeme kurulması için yapılan tek girişim Malta’da İngiliz Hükümetinin yaptığı girişimdir. O da tamamen başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İki yıldan fazla yapılan soruşturmalar (1919-1921), Malta’da gözaltında tutulan 144 Osmanlı eski yöneticisinden birine karşı bile herhangi bir kanıt bulmak için yetersiz kalmıştır. El konulan Osmanlı belgeleri, katliam yapılmasına yol açabilecek tedbirlere karşı uyarılarda bulunmakta ve göç eden Ermenilerin korunmasını emretmektedir. Eğer “soykırım” olduğunu ispatlayan herhangi bir kanıt varolsaydı, bu İngilizler tarafından bulunurdu. İngiliz ordusunun el koyduğu sözkonusu Osmanlı belgeleri, 35 yıl kadar önce Salahi Sonyel tarafından yayınlanmıştır. [Bkz. “Armenian Deportations: A Reappraisal in the Light of New Documents” adlı makalesi, Belleten, Ocak 1972, s. 51-69 ve Ermeni Göçü: Belgeler kitapçığı, Ankara, 1978 (Osmanlı belgelerinin tıpkıbasımları ile İngilizce, Fransızca ve Türkçe çevirileri)]. Hiç kimse, bu talimatlarla “soykırım” iddiasını bağdaştıracak tatmin edici bir açıklama getirmeye muvaffak olamamıştır.  














 

“Ayrıca Mahkeme, başvuranla birlikte, “soykırım”ın çok iyi tanımlanmış bir hukuki kavram olduğu kanaatindedir. […] Oldukça dar bir hukuki kavram sözkonusu olup, ayrıca kanıtlanması da zordur. Mahkeme, başvuranın mahkumiyetini kanıtlamak için İsviçre mahkemelerinin başvurduğu “genel fikir birliği”nin bu çok özel hukuki noktalara dayanabileceğine ikna olmamıştır.” Diğer bir deyişle, AİHM, belirgin fakat temel bir noktaya parmak basmıştır: “Ermeni soykırımı” iddiasını desteklemek için hiçbir fikir birliği bulunmamaktadır. Bu suç isnatlarına, 1965 yılında kamuoyunda ortaya çıktığından beri Edward J. Erickson, Bernard Lewis, Guenter Lewy, Stanford Jay Shaw ve Gilles Veinstein gibi saygın tarihçiler tarafından belgelerle itiraz edilmiştir.  









 

AİHM kararı, Ermeni milliyetçilerinin iddialarının temeline hiç olmadığı kadar ağır bir darbe indirmiştir. Şaşırtıcı olmayan ise, tarafsızlık geleneğini bozan ve Büyük Daire’ye zayıf argümanlarla başvuruda bulunmayı kabul eden İsviçre hükümeti üzerinde büyük baskıların olmasıdır. Halihazırda Büyük Daire üzerinde de, hem Ermenistan’dan hem de Ermeni diasporasından inanılmaz baskılar uygulanmaktadır.

 

Bununla birlikte, davanın yeniden görülmesi Ermeni aktivizminin ne olduğunu tespit etmek için yeni bir olanak sunmaktadır. Müdahil taraflar arasında, “İsviçre-Ermenistan Derneği (ASA)” ve “Fransa Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyi (CCAF)” bulunmaktadır. ASA 1992 yılında papaz James Karnusian (1926-1998) tarafından kurulmuştur. Karnusian, 20 yıl öncesinde de terörist, ırkçı ve antisemitik bir örgüt olan “Ermenistan'ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu”nu (ASALA) kurmuştur. Aynı şekilde CCAF’ın eşbaşkanları, Fransa’daki ASALA’nın eski sözcüsü (1976-1983) Jean-Marc “Ara” Toranian ve 1980 yıllarında çıkan “Haiastan” aylık dergisinde yayınlanan “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları/Ermeni Devrimci Ordusu” teröristlerini destekleyici zehir saçan makalelerin yazarı Mourad Franck Papazian’dır.

 

Büyük Daire şimdi, “demokrasi” adına totaliter adalet anlayışını savunanlar ile ifade özgürlüğü arasında seçim yapacak.”